19.6.13

The White Queen: BBC One'dan Yeni Bir Tarihi Drama


Tarihi dramalarla pek aram yoktur. The Tudors'ı iki sezon izleyip bıraktım, düşününce de başka bir örneğiyle pek haşır neşir olduğum söylenemez. Bugün sizlere tanıtacağım The White Queen'i de sadece içinde Freya Mavor (Skins) olduğu için izlemeye başladım ve beğenmeme ben de şaşırdım. 
The White Queen, Philippa Gregory tarafından yazılmış ve 2009'da yayınlanmış aynı isimli romandan uyarlama. The Cousins' War isimli serinin ilk kitabı olan bu roman, İngiltere tarihinde War of the Roses olarak bilinen 30 senelik 1455-1485 arası dönemde yaşamış Kral Edward IV'ün commoner karısı Elizabeth Woodville'in Edward'la tanışmasından itibaren hayatını konu ediniyor. 


Elizabeth Woodville, Edward IV ile tanıştığında kocasını 9 yıldır süregelen savaşlarda kaybetmiş 2 çocuklu bir duldur. Kral adına ele geçirilen topraklarının iadesi için Edward'ın yolunu keser. Edward, Elizabeth'e ilk görüşte aşık olur, ancak Elizabeth evlenmeden kendini bu genç ve yeni krala teslim etmemekte kararlıdır. Gizlice evlenirler, Edward son savaştan da galip çıkar ve Elizabeth kendini İngiltere kraliçesi olarak bulur. 
Philippa Gregory'nin Woodville için kurguladığı hikaye tabii ki bu kadar basit, olaysız ve aşktan ibaret değil. Tüm kurgulaştırılmış tarihi eserlerde olduğu gibi bu eserde ve uyarlamada drama için eklenmiş birçok detay var. Örneğin kaynağını gerçek dedikodulardan alsa da, Elizabeth'in annesi, The White Queen'de iki Oscar adayı Janet McTeer tarafından canlandırılan Jacquetta Woodville büyücü olduğunu iddia etmekte, güçlerinin Elizabeth'de de olduğunu öne sürmektedir. Bu kurguda gördüğümüz gibi de Elizabeth, büyünün yardımı ve yönlendirmesiyle İngiltere tacını seçer. Edward'la tanıştığı andan itibaren Edward'ın kendisine olan ilgisinde de yine büyüden kaynaklanan bir yoğunluk olduğu gözlemlenebilir. 


Gregory'nin romanı ile ilgili okuduğum ve diziye dair röportaj ve yazıların işaret ettiği (ve ilk bölümde çok kısa da olsa görebildiğimiz) üzere, Gregory'nin Elizabeth için ördüğü kurgu, onun Edward'la olan ilişkisine olduğu kadar da royal court'ta maruz kalacağı entrikalara, ve iki tarihi karakterle yaşadığı çekişmelere de odaklanacak. Bu karakterler, The War of the Roses döneminin diğer etkili court kadınları Lady Margaret Beaufort ve Lady Anne Neville olacak. 
The White Queen Elizabeth Woodville rolünde İngilizce konuşan dünya için yeni bir isim olan İsveçli Rebecca Ferguson var. Ferguson, İsveç'te 15-18 yaşları arasında rol aldığı soap operalar ile tanınan, oyunculuğa bir süre ara vermiş '83 doğumlu bir oyuncu. Böyle büyük bir prodüksiyonun başrolüne (bölüm başına 1 milyon euro harcanmış!) seçilmesi yeteneği konusunda size bir fikir verecektir, ancak ben kendisini rol için gerçekten çok uygun buldum. Elizabeth'in hikayesi gereği çaresiz bir kadın olarak İngiltere kralının karşısına çıkıp court'a kadar yükselişini, masum bir kadının aşkı olarak da, büyücü bir annenin büyücü ve stratejik kararlarla sınıf atlamaya çalışan kızının davranışları olarak da okumak mümkün. Ferguson karakterdeki bu belirsizliği çok iyi canlandırıyor. Gerçekten de Edward'a olan aşkından mı yoksa güç tutkusundan mı beslendiğini çözemiyorsunuz. Ferguson, Ridley Scott'ın Showtime için hazırladığı The Vatican'ın da oyuncuları arasında. Kendisini başarılı bir kariyer bekliyor gibi görünüyor. 


Edward rolünde de benim (ve de muhtemelen çoğunluğun) en son Stephenie Meyer uyarlaması The Host'ta izlediğim Max Irons var. Jeremy Irons'ın oğlu Max beni The Host'ta çok vurmamıştı ama The White Queen'de genç ve aşık kral Edward olarak bence çok başarılı. Her ne kadar dizi ağırlıklı olarak Elizabeth ve entrikaları etrafında dönecek gibi görünse de ikilinin ilişkisi, Elizabeth'in Edward üzerindeki etkisi düşünüldüğünde Irons'ı dizinin temel taşlarından olacağını söylemek yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. 
İlk bölüm üzerine yazılmış yorumlar, genellikle İngiliz medyasından yorumlar ve diziyi tarihsel olana yakınlığı üzerinden değerlendiren yorumlar. Hem Gregory'ye hem de uyarlamaya bu açıdan gelen yorumlar oldukça negatif. Diziyi Game of Thrones severlerden faydalanmak için çekilmiş ortalama bir iş olarak yorumlayanlar bile var :) Ben de Game of Thrones'un popülerliğinin romanın uyarlanmasında etkisi olduğunu düşünsem de açıkçası ikisinin de krallar, kraliçeler, iktidar ve entrika içermesinden başka bir ortak noktaları olduğunu düşünmüyorum. Tarihi olarak ne kadar "doğru" olduğu da açıkçası benim için bir eleştiri noktası değil. O yüzden ilk bölümde yakaladığı tonu devam ettirebilir ve olayların ilerleyişi açısından biraz daha hız kazanırsa bundan sonraki 9 bölümü daha izlerim diye düşünüyorum. The White Queen, 10 bölümlük bir proje ve serinin diğer kitapları farklı karakterlere odaklanıyor. Onların uyarlanıp uyarlanmayacağı konusunda şu an herhangi bir haber söz konusu değil. 
Son olarak benim gibi Freya Mavor bağlantısından diziye göz atacaklara küçük bir hatırlatma: Mavor dizide Edward ve Elizabeth'in kızı Princess Elizabeth of York'u canlandırıyor ve 3 bölümde rol alıyor. Dizinin Elizabeth ve Edward'ın hikayesinin henüz başlarında olduğu düşünülürse kendisinin son bölümlere doğru görebileceğimizi söyleyebiliriz sanırım. İzleyenler, siz ne düşünüyorsunuz? İzlemeye devam edecek misiniz? Dizi sizde de kitabı da okuma isteği uyandırdı mı? :) Yorumlarınızı bekliyorum! 

Follow on Bloglovin

2 comments:

Anonymous said...

Merhaba, yazınızı okudum çok güzel olmuş. Sorunuza cevap olarak da şunu söyleyeyim, kitabı okuma isteğini geçtim tamamen Güller Savaşı ile ilgili bir tarihi kitap okumayı düşünüyorum. Gerçekten harika ilerliyor, bence. :)

Sibel said...

Merhaba Atakan,
Dizi aynen bende de feci şekilde o dönemle ilgili bir şeyler okuma isteği yarattı. İnternetten bulabildiğimce okudum da :) Hazır dizi sonlanmışken hayatta kalanların gelecekleri ile ilgili bir yazı yazayım diyorum. Bakalım, vakit bulabilirsem :) Çok teşekkür ederim yorumun için!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...