28.10.13

Dracula: Bram Stoker Klasiği Yepyeni Bir Uyarlama ile Televizyonda


True Blood, The Vampire Diaries, The Originals, Being Human ve eminim unuttuğum diğerleri, televizyondaki vampir kotasını doldurmaya yetmemiş olacak ki, bu sefer de NBC Bram Stoker klasiği Dracula'yı aynı isimle ekrana uyarlamaya karar vermiş. İlk bölümü geçtiğimiz Cuma yayınlanan ve fena da reyting almayan diziyi Dizi-Mag'de görünce öylesine, ne beklemem gerektiğini çok kestiremeden izledim ve son derece ortalama bir yapımla karşılaştım.
Öncelikle şunu söylemeliyim: Bram Stoker'ın eserini okumadım, o yüzden orijinaline ne kadar sadık bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorum. Ancak diziye dair okuduğum yorumlardan yola çıkarak en azından romandaki ana karakterleri (Dracula, Mina, Van Helsing, vs) ve belli hikayeleri koruduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan "Önce kitabı okuyayım"cıların diziye başlamadan önce bir düşünmelerinde fayda var :) İlk bölümün konusuna gelirsek.. 


İzbe bir mezarda uzunca bir süredir tutsak bulunan Dracula 1881 yılında yeniden uyandırılır. Viktoryen Londra'da Alexander Grayson ismiyle Amerikalı bir iş adamı kimliğini benimser ve dönemin güçlü zenginlerini rahatsız edecek bir buluşu büyük bir baloyla yüksek sosyeteye tanıtır. Amacı, kendisi zorla hapsedilmeden önce de zenginliği ve acımasızlığı ile bilinen gizli topluluk Order of the Dragon'ı buluşuyla parasız ve güçsüz bırakmaktır. Malikanesinde düzenlediği gösteri büyük bir başarıyla sonuçlanır ve tahmin ettiği gibi Dragon üyelerini son derece rahatsız eder. Ve Dracula, ölmüş karısına çok benzeyen  Mina Murray'le tanışır.
Mümkün olduğunca spoiler'sız tutmaya çalıştığım bu özet size sıkıcı, hikaye örgüsü de biraz damdan düşme geldiyse eğer, merak etmeyin sorun sizde değil: Dizinin ilk ve aynı zamanda pilot bölümü olan The Blood is the Life gerçekten de bu kadar sıkıcı ve damdan düşme. Dracula'nın uyanır uyanmaz neden böyle bir kimlik seçtiği, bir balo düzenlediği, ve de bu baloda insanlara buluşunu sergilediği ile ilgili açıklamayı ancak bölümün sonunda ve son derece heyecansız bir şekilde öğreniyoruz. Yani Dracula neredeyse 30 dakika boyunca motivasyonsuz, neyi neden yaptığı belirsiz, "yarım" bir karakter. Order of the Dragon'dan neden haz etmediği, onlara açtığı savaşın neden önemli olduğu gibi izleyiciye yapılması gereken önemli açıklamalar da bence yine zamanında yapılmayıp muhtemelen merak ve "şok" unsuru yaratması amacıyla bölüm sonuna bırakılmış. 


Dizinin ve ana karakterin iskeletini oluşturacak bu bilgiler eksik olunca da geriye kalan sadece zaman zaman kitsch'e varan bir abartı. Diyaloglar, Jonathan Rhys Meyers'ın yine "büyük" oynadığı Dracula'nın monologları, izlerken rahatsız edecek kadar abartılı. Söz konusu olan Dracula, dönem de 19. yy sonu olunca bu abartı aslında çok göze batmayabilir, dramatik etki için çok başarılı bir şekilde avantaja çevirilebilirdi; ancak dediğim gibi hikaye ve karakter örgüsündeki açıklar bunu ne yazık ki mümkün kılmıyor. Meyers, nüanslı performanslarıyla bilinen bir oyuncu olmadığından (bkz: The Tudors) böyle bir Dracula yaratması pek şaşırılası değil ve yer yer de olsa abartısına rağmen performansındaki heyecanla sizi yakalamayı başarıyor. Eğer dizi bu ilk bölümün acemiliğinden kurtulur ve kendini toparlayabilirse Meyers'ın performansı çok daha uygun bir ışıkta kendini gösterebilir diye düşünüyorum. Bu haliyle Jonathan Rhys Meyers'ın elindeki malzemeyle ancak bunu yapabildiği çok belli çünkü.
Dracula, bir NBC yapımı olduğundan, ilk bölümüyle Amerikan televizyonlarının ölü günü olan Cuma günü yayınlanmasına rağmen bile 5 milyon izleyiciye ulaşabilmiş. Okuduğum yorum yazıları çok parlak olmasa da Tumblr gibi heyecanlı izleyici yorumlarının ağırlıklı olduğu platformlarda kendine epey bir hayran edinmiş gibi görünüyor. Ben şimdilik (çok meraklıları dışında) diziyi önermemeyi ve kesin bir karara varmadan birkaç bölüm daha beklemeyi seçiyorum.
PS: Lucy rolündeki Katie McGrath Keira Knightley'ye şeytan ikizi olabilecek kadar çok benziyor! 

No comments:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...